<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadere İman &#187; Allah’ın ezelî ilmi</title>
	<atom:link href="http://www.kadereiman.com/tag/allah%e2%80%99in-ezeli-ilmi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadereiman.com</link>
	<description>Kader hakkında bir çok sorunun cevabını bulacağınız bir site</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Jan 2010 13:41:00 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ezeliyet ne demektir?</title>
		<link>http://www.kadereiman.com/ezeliyet-ne-demektir.html</link>
		<comments>http://www.kadereiman.com/ezeliyet-ne-demektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 01:57:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ezeliyet ne demektir?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın ezelî ilmi]]></category>
		<category><![CDATA[ezel]]></category>
		<category><![CDATA[ezeliyet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kaderin mahkumu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Kader meselesinin anlaşılamamasındaki en büyük sebep, “zaman” ve “ezel” kavramlarının birbiriyle karıştırılması ve yanlış değerlendirilmesidir.
İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için, her hadiseyi ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezeli, zamanın başlangıcı zannetmekle hata yapmaktadır. İşte kaderi anlayamamak, böyle yanlış bir kıyasın mahsulüdür.
 Zaman, kâinatın yaratılmasıyla başlayan ve içerisinde hadiselerin cereyan ettiği soyut bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kader meselesinin anlaşılamamasındaki en büyük sebep, <strong>“zaman” </strong>ve<strong> “ezel”</strong> kavramlarının birbiriyle karıştırılması ve yanlış değerlendirilmesidir.</p>
<p>İnsan, zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için, her hadiseyi ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezeli, zamanın başlangıcı zannetmekle hata yapmaktadır. İşte kaderi anlayamamak, böyle yanlış bir kıyasın mahsulüdür.</p>
<p><strong> Zaman</strong>, kâinatın yaratılmasıyla başlayan ve içerisinde hadiselerin cereyan ettiği soyut bir kavramdır. Geçmiş, hâl ve gelecek olarak üçe taksim edilir. Bu taksim mahlukata göredir. Yani asır, sene, ay, gün, dün, bugün, yarın gibi bütün kavramlar ancak yaratılmışlar için söz konusudur.</p>
<p><strong> Ezel</strong> ise, zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş, hâl ve gelecek yoktur. Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır. Dilerseniz şimdi, Allah’ın ezeliyet sıfatını misaller ile anlamaya çalışalım:</p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Misal-1:</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-231   aligncenter" title="w" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/w-300x240.jpg" alt="" width="257" height="177" /></p>
<p style="text-align: left;">Düz bir çizgi düşünün, bu çizgi zaman çizgisi olsun. Bu çizginin ortası ise şimdiki zaman, yani şu anda içinde bulunduğumuz an olsun. Bu çizginin solundaki nokta ise geçmiş zaman olsun. İşte bu noktada kâinat yaratıldı ve daha sonra ilk insan Hz. Âdem (a.s.). Ve o zamandan bugüne kadar yaratılan her şey, hâl ile geçmiş zamanın ifade edildiği bu iki nokta arasında var oldu.<img src="file:///C:/Users/Montaj/Desktop/urunimgs/w.jpg" alt="" /></p>
<p>Zaman çizgimizin sağındaki nokta ise gelecek zamandır. Bu nokta, kıyametinde ötesinde cennet ve cehennem hayatını içine alan sonsuzluk hayatıdır. Şu anda içinde bulunduğumuz hâl noktası ile gelecek zaman noktası arasında ise torunlarımız, onların torunları ve kıyamete kadar yaratılacak her şey hatta bunun da ötesinde öldükten sonra dirilme, hesaba çekilme, amellerin tartılması ve sırattan geçme gibi hadiseler var.</p>
<p>Ezel ise bu zaman çizgimizin, geçmiş noktasının sol tarafı değildir. İşte kaderi anlayamamamızın sebebi, ezelin burası olduğunu zannetmemiz ve ezeli, zaman çizgisi üzerinde bir yere oturtmamızdır. Zira ezeli, burası zannettiğimizde Allah’ın yarını bilmesi için yarının gelmesi gerekecektir. İşte bu zan ve ezeliyet kavramını yanlış anlamamız ise şu soruyu sormamıza sebep olacaktır: “Allah günahkâr olmamı yazmışsa benim suçum ne?”</p>
<p>Şimdi ezel kavramını, zaman çizgimizde resmettiğimizde bu sorunun ne kadar manasız bir soru olduğu anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-235 aligncenter" title="w1" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/w1-300x240.jpg" alt="" width="257" height="177" /></p>
<p>İşte ezel bu çizginin üst kısmındaki noktadır. Geçmiş zamanın sol tarafı değil, bir zamansızlıktır. Hâl, geçmiş ve geleceği aynı anda tutan ve gören bir makamdır. Dolayısıyla Allah bugünü gördüğü ve bildiği gibi, yarını da öbür günü de ve cennet ile cehennem hayatının yaşanacağı sonsuzluk hayatına kadar her şeyi de bugün ile birlikte görmektedir.</p>
<p>Allah için hâl, geçmiş ve gelecek gibi kavramlar yoktur. Bu kavramlar zaman ile kayıtlı olan bizler içindir. Şimdi bu meseleyi diğer bir örnek ile inceleyelim:</p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Misal-2:</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-238 aligncenter" title="s" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/s-300x240.jpg" alt="" width="257" height="177" /></p>
<p>Şu tablo bizim zaman çizgimiz olsun. Ortası hâl yani şimdiki zaman, sol tarafı geçmiş zaman, sağ tarafı ise gelecek zaman. Şimdi şu zaman tablomuzun üzerine bir ayna tuttuk. Ayna, zemine yakın olduğu için sadece “hâl” aynada aksetti. Geçmiş ve gelecekten içine hiçbir şey girmedi. Şimdi aynayı biraz kaldıralım. Ve şu pozisyonda aynamızda hâl ile birlikte geçmiş ve geleceğinde bir bölümü aksetti. Aynayı biraz daha kaldırdığımızda, bir önceki pozisyonda aynada gözükmeyen geçmiş ve geleceğin bir bölümü daha onda aksetti. Demek aynayı kaldırdıkça, aynada gözüken zaman dilimi genişlemektedir. Şimdi aynayı en tepeye kaldıralım.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-239 aligncenter" title="s1" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/s1-300x240.jpg" alt="" width="259" height="177" /></p>
<p>İşte bu noktada ayna hâl, geçmiş ve geleceğin tamamını içine aldı. İşte bu noktaya ezeliyet noktası denilir ki, üç zamanın tamamını aynı anda görmektir. <strong>İşte “Allah ezelidir.” dediğimizde, Allah’ın bütün zaman ve mekânları aynı anda gördüğü, bildiği ve zaman kaydından münezzeh olduğu anlaşılır.</strong></p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Misal-3:</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><img class="size-medium wp-image-241 aligncenter" title="gg" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/gg-300x240.jpg" alt="" width="257" height="177" /><br />
</span></strong></p>
<p>Şimdi de ezeliyet kavramını başka bir misalde görelim. Erzurum’dan İstanbul’a doğru 3 vasıtanın yola çıktığını farz ediyoruz. Bu vasıtalardan bir tanesi İstanbul’a girmek üzere İzmit’te, diğeri İzmit’tekine kıyasla biraz daha geride Eskişehir’de ve 3. vasıtamızda ikisinin gerisinde Ankara’da olsun.<br />
Şimdi bu üç vasıtaya dikkat ettiğimizde şunları görürüz: İzmit’te olan vasıtamız, Eskişehir ve Ankara’da olan araçlara kıyasla önde yani istikbaldedir. Zira onların geçeceği yollardan çoktan geçmiştir.<br />
Eskişehir’de olan vasıtamız ise, İzmit’te olana göre geçmiştedir. Zira öndeki araç Eskişehir’den çoktan geçmiştir. Ancak Ankara’da olana kıyasla istikbaldedir. Zira daha bu araç onun mevkiine ulaşmamıştır.<br />
Ankara’da olan vasıtamız ise diğer iki araca kıyasla da geçmiştedir. Zira bu iki araç da Ankara’yı çoktan geçmiştir.<br />
Araçlar arasında geçmiş, gelecek gibi tabirler kullanılırken yukarıda olan ve üç vasıtayı anda aydınlatan Güneş için zaman ifade eden bu tabirler kullanılmaz. Yani Güneş şuna göre geçmiştedir, buna göre gelecektedir, denilemez. Çünkü Güneş bu üç vasıtayı anda aydınlatmakta, ışığı ile üçünü ayna anda kuşatmaktadır. İşte Güneş&#8217;in bu hâli, yani yerdeki vasıtalar için geçerli olan zaman kaydıyla kayıtlı olmaması ve üç zamanı aynı anda kuşatması ezeliyete misaldir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-242 aligncenter" title="hh" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/hh-300x240.jpg" alt="" width="257" height="178" /></p>
<p>Aynen bunun gibi, bizler de kâinatın yaratılmasıyla başlayan zaman yolunun bir noktasındayız. Bizden önce geçen her şey bize göre mazide, yani geçmişte kalmıştır. Bugünden hatta bu andan sonraki zamanlar ve o zamanlarda yaratılacak mahluklar ise bize kıyasla istikbaldedir. Evet, şu anda bizim dedelerimiz geçmişte kaldılar. Hâlbuki bir zaman, onların dedeleri de istikbalden torun bekliyorlardı. İşte dedelerimiz, kendi dedelerine göre istikbal olan zaman diliminde bu dünyaya uğrayıp teneffüs ederek maziye döküldükleri gibi, dedelerimize göre istikbalde olan bizler de bir gün maziye döküleceğiz. Ve bize göre istikbalde olan torunlarımız, hâle yani şimdiki zamana çıkacaklar.</p>
<p><strong> Görüldüğü gibi, geçmiş, gelecek ve hâl gibi tabirler bizler için kullanılmaktadır. Hâlbuki her şeyi ve zamanı yaratan Allah için mazi, hâl ve istikbal gibi kavramlar yoktur. O, misalimizdeki Güneş gibi bütün bu zamanları ayna anda ilminin ışığı ile kuşatmıştır. O hâlde “Allah yazdı diye biz yapıyoruz.” denilemez, Zira Allah ezeliyeti ile bütün zamanları aynı anda kuşattığından bizim hür irademiz ile ne yapacağımızı bilmiş ve ne yapacaksak kader defterimize onu yazmıştır. Allah yazdı diye biz yapmamaktayız, bilakis biz yapacağımız için Allah yazmıştır.</strong></p>
<p>Ezeliyet bahsini daha iyi kavrayabilmemiz için son bir misal daha vereceğiz. Zira ezeliyeti anlamak, kader meselesini anlamanın anahtarıdır. Kader bahsinde bocalamanın en birinci sebebi Allah’ın ezeliyet sıfatının anlaşılamaması ve Allah’ın zaman mefhumu ile kayıtlı olduğunun zannedilmesidir.</p>
<p><strong> <span style="text-decoration: underline;">Misal-4:</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-244  aligncenter" title="siir" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/siir-300x240.jpg" alt="" width="257" height="177" /></p>
<p style="text-align: left;">Bir şiirin tamamını bildiğiniz takdirde, sizin ilminizin, şiirin bütün mısralarına olan münasebeti aynıdır. Yani önceki misalde Güneş&#8217;in üç vasıtayı aynı anda seyretmesi gibi, sizin ilminiz de bütün mısralara aynı anda vâkıftır. Fakat şiirin mısraları için, kendi aralarında öncelik ve sonralık söz konusu olmaktadır. Mesela, altıncı mısra; dördüncü mısradan sonra, onuncu mısradan ise öncedir. Siz şiirin ilk beş mısrasını yazıp altıncıyı yazmaya başladığınızda, artık beşinci mısra mazide kalmış, yazılmıştır. Altıncı mısra ise hâlde yani şimdiki zamandadır. Onuncu mısra ise henüz istikbaldedir. Yani daha vücuda gelmemiş ve yazılmamıştır. Hâlbuki vücuda gelmeyen bu onuncu mısra sizin ilminizde mevcuttur. O hâlde öncelik ve sonralık sizin ilminiz için söz konusu değildir.</p>
<p>Aynen bunun gibi, 19. asır ve o asırda yaşayanlar; 18. asra ve bu asırda yaşayanlara göre istikbalde, 20. asra göre ise mazidedir. Ancak zamandan münezzeh olan Allah için bütün bu asırlar; geçmiş, hal ve istikbal aynı anda ilim ve şuhud dairesindedir.</p>
<p><strong> Demek “Allah’ın ezelî ilmi” dediğimiz kader, geçmiş zamanda yapılmış bir plan olmayıp zaman dışı bir plandır. Bütün geçmiş ve gelecek zamanları aynı anda tutan zaman üstü bir ilimdir.</strong></p>
<p>O hâlde “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem.” sözü son derece batıl bir sözdür.<strong> Zira Allah, bizim ne yapacağımızı bilmeden kader defterimizi yazmış ve bizi o yazıya göre hareket etmeğe mecbur etmiş değildir. Bilakis, cüzi irademizle neyi tercih edecek ve hangi fiili işleyeceksek, ezeliyeti ile bilmiş ve kader defterimize yazmıştır.</strong></p>
<p>Aslında mazeret olarak öne sürülen “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem.” sözü temelde de yanlıştır. Çünkü kader defteri, Allah’ın ilminin bir tecellisidir. İlim ise zorlama sıfatı değildir. Bu yazı sadece bir beyandır. Mesela ben şimdi şöyle bir yazı yazsam: “Siz yaklaşık 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatacaksınız.” Şimdi siz 15 dakika sonra televizyonunuzu kapatsanız, diyebilir misiniz ki, “Eğer bu yazı olmasaydı ben televizyonumu kapatmazdım.” Elbette diyemezsiniz. Çünkü bu sadece bir yazıdır. Bir haberdir. Zorlama değildir.</p>
<p>Aynen bunun gibi, “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem.” sözü de son derece yanlıştır. Bizlerin fiillerini Allah’ın ilmi yaratmıyor ki, ilmin unvanı olan kader defterini suçlayabilelim.</p>
<p>Bizim fiillerimiz Allah’ın kudretiyle yaratılmaktadır. İlmin bu yaratmada hiçbir tesiri yoktur. O hâlde nasıl olurda biz, fiillerimizin icadında hiçbir tesiri olmayan kader defterimizi sorumlu tutabiliriz? Bu olsa olsa kişinin kendini aldatmasından başka bir şey değildir.</p>
<p>Zira bu sözü söyleyen kişiye deseniz ki: “Niçin okula gidiyorsun, kaderini değiştiremezsin ki? Eğer kaderinde doktor olmak varsa, zaten olacaksın, bunun önüne geçemezsin, çalışmasan da doktor olursun. Yok eğer kaderinde doktor olmak yoksa beyhude yoruluyorsun!” Ya da şöyle desek: “Niçin dükkânını açıyorsun ki, kaderinde bugün kazanmak varsa, o zaten sana gelir, dükkânını açmasan da olur. Yok eğer kaderinde bugün kazanmak yoksa dükkânını açsan da kazanamazsın, kaderini değiştirecek değilsin ya!” Eğer ona bunları söylesek; kaderini değiştiremeyeceğini, bu yüzden okula gitmemesini ve dükkânını açmamasını tavsiye etsek, hemen savunmasını yapar ve der ki: “Sen çalışacaksın ki, Allah versin.” Ama iş farzları eda etmeğe ya da haramlardan kaçmaya geldi mi, hemen kadere sığınır, teslimiyetçi olur, suçu kadere yükler. Bu kişinin kendisini aldatması değildir de nedir?</p>
<p><strong> Hâlbuki ezeliyet bahsinde gördük ki, Allah bizi hiçbir günaha zorlamıyor. Sadece, zamanları ve mekânları kuşatan ilmiyle bizim ne yapacağımızı biliyor ve kader defterimize yazıyor. Acaba günahımızı kadere yüklememize sebep olan ve “Allah kaderimi yazmış, ben ne yapsam değiştiremem.” dedirten şey: Ne yapacağımızı Allah’ın ezeliyeti ile bilmesi mi?</strong></p>
<p>Yani, eğer Allah bizim ne yapacağımızı bilmeseydi biz mesul olurduk da, bildiği için mesul olmayacak mıyız? Günahını kadere yükleyen insan ne istediğine bir baksın! Ve bundan utansın!</p>
<p>Buraya kadar verdiğimiz misaller ile Allah’ın ezeliyetini anlamaya çalıştık. Ancak şu unutulmamalıdır ki, verdiğimiz bütün misaller, sadece akılların anlamaktan âciz kaldığı bir hakikati yakınlaştırmak için küçük birer dürbündür. Yoksa akıllar, nasıl ki Allah’ın kudretinin ve azametinin büyüklüğünü hakkıyla anlamaktan âcizdir; aynen bunun gibi, Allah’ın ezeliyetini ve bütün zaman ve mekânlara ilminin aynı anda münasebetini de tam idrakten âcizdir. Ancak şu sönük dürbünler bile, “Allah kaderimi böyle yazmış, benim suçum ne?” sözünün ne kadar batıl olduğunu anlatmakta ve meselenin tam anlamıyla anlaşılmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Allah&#8217;ın ezeliyeti ile birlikte “İlmin maluma tabi olduğu” kaidesi de anlaşılınca göreceksiniz, kader hakkında cevapsız zannedilen bütün sorular, birden cevaplarını nasıl bulacaklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadereiman.com/ezeliyet-ne-demektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kader değişir mi?</title>
		<link>http://www.kadereiman.com/kader-degisir-mi.html</link>
		<comments>http://www.kadereiman.com/kader-degisir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 01:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kader değişir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın ezelî ilmi]]></category>
		<category><![CDATA[ezel]]></category>
		<category><![CDATA[ezeliyet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kaderin mahkumu]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Kader değişir mi?
Bu soru, birçok insanın cevabını vermekte zorlandığı bir sorudur.
Zira “Kader değişir.&#8221; dese, kader Allah’ın ilminin bir unvanı olduğundan “kaderin değişmesi” demek; Allah’ın ilminde bir artma veya eksilme manasına geleceğinden mümkün değildir.
Mesela, Allah onun öleceğini bilirken ve öyle takdir etmişken, o kimse ölmese yani kaderi değişse. Bu takdirde Allah’ın ilminde bir değişiklik olmuş, Allah’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-315" title="kader1" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/kader1-300x299.jpg" alt="" width="171" height="171" />Kader değişir mi?</p>
<p>Bu soru, birçok insanın cevabını vermekte zorlandığı bir sorudur.</p>
<p>Zira “Kader değişir.&#8221; dese, kader Allah’ın ilminin bir unvanı olduğundan “kaderin değişmesi” demek; Allah’ın ilminde bir artma veya eksilme manasına geleceğinden mümkün değildir.</p>
<p>Mesela, Allah onun öleceğini bilirken ve öyle takdir etmişken, o kimse ölmese yani kaderi değişse. Bu takdirde Allah’ın ilminde bir değişiklik olmuş, Allah’ın bildiği bir şey gerçekleşmemiş, bilmediği bir şey gerçekleşmiş olur ki; bu da Allah’ın ilim sıfatında bir artma ve eksilmeyi netice verir. Bunun ise Allah hakkında düşünülmesi doğru değildir.</p>
<p><strong> Demek kaderin değişmesi, Allah’ın bildiği şeyin kaza edilmemesi yani yaratılmaması ve bilmediği bir şeyin meydana gelmesi manasına gelir ki, bu mümkün değildir.</strong></p>
<p>O hâlde kaderin değişmeyeceğine, Allah’ın bilgisine muhalif bir şeyin olamayacağına itikat etmemiz gerekir. Nitekim bu meseleyi “ezeliyet” bahsinde incelemiştik.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadereiman.com/kader-degisir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaderin değişmeyeceği hakikatini, sadakanın ömrü uzatması ve belaları defetmesi ile nasıl izah edeceğiz?</title>
		<link>http://www.kadereiman.com/kaderin-degismeyecegi-hakikatini-sadakanin-omru-uzatmasi-ve-belalari-defetmesi-ile-nasil-izah-edecegiz.html</link>
		<comments>http://www.kadereiman.com/kaderin-degismeyecegi-hakikatini-sadakanin-omru-uzatmasi-ve-belalari-defetmesi-ile-nasil-izah-edecegiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 01:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaderin değişmeyeceği hakikatini, sadakanın ömrü uzatması ve belaları defetmesi ile nasıl izah edeceğiz?]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın ezelî ilmi]]></category>
		<category><![CDATA[ezel]]></category>
		<category><![CDATA[ezeliyet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kader değişir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[kaderin mahkumu]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[levh-i mahfuz]]></category>
		<category><![CDATA[levh-i mahvı ispat]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[Kaderin değişmeyeceğini kabul ettiğimizde, bu seferde şöyle bir mesele ortaya çıkıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sadaka verenin ömrünün uzayacağını, sadakanın belayı defedeceğini ve akraba ziyaretinin rızıkta artmaya ve berekete sebep olacağını hadisleriyle bizlere bildirmiştir.
Bu hadisleri de tek başına mütalaa ettiğimizde sanki şöyle bir netice çıkıyor. Mesela, Allah kuluna 60 senelik bir ömür takdir etti ve kulunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-318" title="22647206" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/22647206-300x222.jpg" alt="" width="220" height="163" />Kaderin değişmeyeceğini kabul ettiğimizde, bu seferde şöyle bir mesele ortaya çıkıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sadaka verenin ömrünün uzayacağını, sadakanın belayı defedeceğini ve akraba ziyaretinin rızıkta artmaya ve berekete sebep olacağını hadisleriyle bizlere bildirmiştir.</p>
<p>Bu hadisleri de tek başına mütalaa ettiğimizde sanki şöyle bir netice çıkıyor. Mesela, Allah kuluna 60 senelik bir ömür takdir etti ve kulunun bu kadar yaşayacağını ezelî ilmi ile biliyor. Ancak bu kul sadaka verdi ve Allah’ın takdirinden fazla olarak 70 sene yaşadı.</p>
<p>Ya da Allah ona bir musibetin geleceğini ezelî ilmi ile biliyordu, ancak o kişi bir sadaka verdi ve bu sadaka o musibetin gelmesini önledi. Neticede sanki Allah’ın bilgisine ters bir durum ortaya çıktı. Allah onun öleceğini veya ona musibetin geleceğini bilirken, ölüm ve musibet ona gelmedi; yani kaderi değişmiş oldu.</p>
<p>O hâlde bu iki meseleyi yani kaderin değişmeyeceği çünkü kaderin Allah’ın nihayetsiz ilminin bir unvanı olduğu ve Allah’ın ilminde artma ve eksilme söz konusu olamayacağı meselesiyle; sadakanın ömrü uzatması, belaları defetmesi gibi kaderde değişiklik olabileceğini ifade eden hadisleri bir arada mütalaa etmemiz gerekiyor. Bu kısa izahtan sonra, şimdi &#8220;Kader değişir mi?&#8221; sorumuzun cevabına geldik.</p>
<p>Allah’ın iki farklı kader defteri vardır. Bunlardan bir tanesi, <strong>&#8220;levh-i mahvı isbat&#8221;</strong>tır. Diğeri ise <strong>“levh-i mahvı âzam”</strong>dır.</p>
<p>Levh-i mahvı ispat denilen kader defteri Cenab-ı Hakk&#8217;ın yazar-bozar bir tahtasıdır. Bu defterde yazılan her şey bazı şartlara bağlanmıştır ki, bu şartlar yerine getirilmezse yazı kaza edilmez ve değişir.</p>
<p>Mesela levh-i mahvı isbat defterinde, falan kulun 60 sene yaşayacağı yazılmıştır. Ancak bu yazı, kulun sadaka verme şartına bağlanmıştır. Eğer o kul sadaka verirse bu kadar yaşar, vermezse daha az yaşar. Ya da ispat levhasındaki yazı şöyledir: Falanca kul kalp ameliyatı olursa 70 sene yaşayacak, olmazsa 60 sene yaşayacak. Bu kul, hangi şartı yerine getirirse o şartın neticesi kaza edilip diğer yazı silinmektedir. İşte sadakanın ömrü uzatması, belayı önlemesi gibi değişiklikler kaderin bu defterinde olmaktadır. Allah o kuluna bu defterde bir bela yazmış ve bu belanın gelmesini sadaka vermemesi şartına bağlamıştır. O kul sadaka verdiğinde, belanın şartı meydana gelmediğinden yazı silinir ve musibetin gelmesi o kul hakkında kaza edilmez.</p>
<p>Nitekim Ra’d suresinin 39. ayetinde Allah şöyle buyurmuştur: <strong>“Allah dilediği şeyi mahveder, dilediğini sabit kılar. Kitabın aslı olan levh-i mahfuz O&#8217;nun katındadır.</strong>”</p>
<p>Bu ayette belirtilen “Allah’ın dilediği şeyi mahvetmesi” yani yaratmaması ile yapılan değişiklik, bu levhada olmaktadır. Demek bu ayet bize, değişen kader levhası olan “levh-i mahvı ispattan” haber vermektedir.</p>
<p>Kaderin bu levhasında değişiklik olurken ve bu defterdeki yazıların meydana gelmesi bazı şartlara bağlanmışken, kaderin diğer defteri olan “levh-i mahvı âzamda” ise hiçbir değişiklik olmamaktadır.</p>
<p>Yani misalimizdeki kulun sadaka verip vermeyeceği, kalp ameliyatı olup olmayacağı, akraba ziyareti yapıp yapmayacağı gibi hususlar Allah’ın ezelî ilmi ile bilindiğinden dolayı, Allah değişmeyecek en son neticeyi bu levhaya yazmıştır. Bu levha Allah’ın nihayetsiz ilminin bir tecelligâhıdır.</p>
<p>Ancak burada ilmin maluma tabi olması kaidesini ve Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh olduğunu ifade eden ezeliyet sıfatını unutmamak gerekir. Yani Allah’ın bu bilgisi bizi bir işe zorlamamakta, bilakis biz irademizle neyi yapacaksak Allah onu bilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadereiman.com/kaderin-degismeyecegi-hakikatini-sadakanin-omru-uzatmasi-ve-belalari-defetmesi-ile-nasil-izah-edecegiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaderde cennete veya cehenneme gideceğimiz belli iken niçin bu dünyaya geliyoruz?</title>
		<link>http://www.kadereiman.com/kaderde-cennete-veya-cehenneme-gidecegimiz-belli-iken-nicin-bu-dunyaya-geliyoruz.html</link>
		<comments>http://www.kadereiman.com/kaderde-cennete-veya-cehenneme-gidecegimiz-belli-iken-nicin-bu-dunyaya-geliyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 01:46:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaderde cennete veya cehenneme gideceğimiz belli iken niçin bu dünyaya geliyoruz?]]></category>
		<category><![CDATA[1- Kadere İman]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın ezelî ilmi]]></category>
		<category><![CDATA[cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[cennet]]></category>
		<category><![CDATA[cüz-i irade]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kader değişir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[kader nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kaderin mahkumu]]></category>
		<category><![CDATA[niçin dünyaya geliyoruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[Kader hakkında düşünen ve kaderin sırlarına vâkıf olmayan kişilerin, kendi kendilerine en çok sordukları ve cevabını en çok merak ettikleri sorulardan bir tanesi de şudur:
“Allah benim cennete veya cehenneme gideceğimi biliyor. Ve bunu kader defterimde yazmış. O hâlde beni bu dünyaya niçin gönderiyor?”
Bu sorudan anlaşılıyor ki, soru sahibi, akıbetinin ne olacağının Allah tarafından bilinmesinden dolayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-275" title="soru" src="http://www.kadereiman.com/wp-content/uploads/2010/01/soru-256x300.jpg" alt="" width="151" height="181" />Kader hakkında düşünen ve kaderin sırlarına vâkıf olmayan kişilerin, kendi kendilerine en çok sordukları ve cevabını en çok merak ettikleri sorulardan bir tanesi de şudur:</p>
<p>“Allah benim cennete veya cehenneme gideceğimi biliyor. Ve bunu kader defterimde yazmış. O hâlde beni bu dünyaya niçin gönderiyor?”</p>
<p>Bu sorudan anlaşılıyor ki, soru sahibi, akıbetinin ne olacağının Allah tarafından bilinmesinden dolayı bu âleme gelişini hikmetsiz zannetmektedir. Ona göre eğer Allah cennete veya cehenneme gideceğini bilmeseydi yaratılışın bir manası olabilirdi. Ama madem biliyor, o hâlde bu yaratılış manasızdır.</p>
<p>Bu soru son derece mantıksız bir sorudur. Zira bizim yaratılışımızın gayesi ve bu dünyaya gönderilişimizin hikmeti ile Allah&#8217;ın akıbetimizi bilmesi arasında hiçbir münasebet yoktur. Başka bir ifade ile bu dünyaya gönderilişimizin hikmeti, Allah&#8217;ın cennete veya cehenneme gideceğimizi bilmesiyle yok olmamaktadır.Bu sorunun sahibi, kâinatın ve kendisinin yaratılış sebebini bilmemektedir. Yaratılış maksadından habersiz olması, bu soruyu sormasına sebep olmuştur. Ona göre, bu dünyaya sadece “Cennete mi yoksa cehenneme mi gidecek?&#8221; bu sırrın belli olması için gelmiştir. Ve madem Allah da onun nereye gideceğini ve akıbetini ezelî ilmi ile bilmektedir, o hâlde bu dünyaya gönderilmesi ona göre abestir. Demek soru sahibi, yaratılışın hikmetinden gafildir. O hâlde bu sorunun cevabını, âlemin ve insanın yaratılış hikmetinde aramalıyız. Bu hikmet anlaşıldığında, sorumuz cevabını bulacaktır Cenab-ı Hak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, insanının yaratılış sebebini şu ayetiyle bildirmektedir:</p>
<p><em><strong>“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat:56)</strong></em></p>
<p><strong>Demek insanın yaratılışının gayesi, Allah&#8217;a ibadet etmek ve ona kul olmaktır. Kulluğun ve ibadetin esası da şu sayacağımız emirlerdir:</strong></p>
<p><strong> 1- </strong>Allah-u Teâlâ şu âlemdeki sanat eserleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek istemektedir. İşte insanın yaratılış vazifesi; kendi sanatının mucizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek isteyen yaratıcısına iman edip onu mevcudat aynalarında tecelli eden kutsi isimleri ile tanımaktır.</p>
<p><strong> 2-</strong> Allah-u Teâlâ şu âlemdeki rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek istemektedir. İnsanın vazifesi ise; rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek isteyen Rabbi Rahim&#8217;ine itaat edip ibadet ile kendini ona sevdirmektir.</p>
<p><strong> 3- </strong>Allah-u Teâlâ şu âlemde insana maddi ve manevi nimetlerinin lezzetleriyle ikram etmektedir. Buna karşı insanın vazifesi; maddi ve manevi nimetlerin lezzetleriyle kendine ikramda bulunan ve onu besleyen Allah&#8217;a karşı fiiliyle, hâliyle, diliyle, hatta elinden gelse bütün duygu ve azalarıyla şükür ve hamd-ü sena etmektir.</p>
<p><strong> 4- </strong>Allah-u Teâlâ şu âlemde yarattığı varlıklar ile azametini ve kemalini göstermektedir. Her bir mevcut o azamet ve kemale, boyu nisbetinde bir aynadır. İşte insanın vazifesi; mevcudat aynalarında azametini ve kemalini gösteren Rabb&#8217;ine karşı tam bir mahviyet içinde hayret ve muhabbetle secde etmektir.</p>
<p><strong> 5-</strong> Allah-u Teâlâ şu âlemde nihayetsiz servet ve hazinelerini sergilemektedir. Bu servete seyircilik yapan insanın vazifesi ise; sonsuz cömertliğini nihayetsiz servet ve hazineleriyle gösteren Rabb&#8217;ine karşı fakirliğini hissedip yalnız ondan istemektir.</p>
<p><strong> 6-</strong> Allah-u Teâlâ şu âlemi bir sergi hükmünde yaratmış ve o sergide sanatını teşhir etmiştir. Buna karşı insanın vazifesi; yeryüzünü bir sergi hükmünde yaratıp bütün sanat eserlerini o sergide teşhir eden sanatkârına karşı &#8216;maşaallah, bârekallah&#8217; diyerek takdir edip &#8216;Sübhanallah , Allah-u Ekber&#8217; diyerek, hayret ile mukabele etmektir.</p>
<p><strong> 7-</strong> Allah-u Teâlâ şu âleme birliğinin nihayetsiz damgalarını vurmuştur. İnsanın vazifesi; kâinat sarayında, taklit edilmeyen mühürler ile ve kendine has turralar ile her şeye birliğinin damgasını vuran Allah’ı bir olarak bilmek ve öyle şehadet etmektir.</p>
<p><strong> 8-</strong> Allah-u Teâlâ şu âlemdeki her şeyi kendisine itaat ettirerek saltanatının haşmetini göstermektedir. İnsanın vazifesi; kâinatta görülen Allah’ın bu saltanatını, itaat ederek tasdik etmektir. Yani zerrelerden güneşlere kadar her şeyin kendisine boyun eğdiği zata itaat ederek, O&#8217;na boyun eğmektir ve O&#8217;nun saltanatını tasdik etmektir.</p>
<p><strong> 9-</strong> Allah-u Teâlâ şu âlemin her köşesini isimlerinin nakışları olan sanat eserleriyle süslemiştir. İnsanın vazifesi ise; Allah&#8217;ın kutsi isimlerinin nakışlarından olan bu sanat eserlerini diğer insanlara da gösterip dellallık ve ilancılık vazifesini icra etmektir.</p>
<p><strong> 10-</strong> Allah-u Teâlâ bu âlemdeki her mahluku bir kitap hükmünde yaratıp onda güzel isimlerini yazmıştır. İşte insanın vazifesi; kudret kaleminin mektupları hükmünde olan mevcudat sayfalarını, arz ve sema yapraklarını tefekkür etmektir. Ve onlarda yazılan güzel isimleri keşfetmektir.</p>
<p>İşte Cenab-ı Hak, böyle ulvi maksatlar ve yüce gayeler için bu âlemi yaratmış ve insanı bu âleme zikredilen maksatlar için göndermiştir. Yani yaratılışımızın ve şu anda bu âlemde bulunmamızın sebebi bu vazifeleri icra etmektir. Bu maksatların hiçbirisi bizim cennete veya cehenneme gideceğimizin Allah tarafından bilinmesiyle yok olmamaktadır.</p>
<p>İşte bu yüzden Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmi, akıbetimizi bilmesi bizim bu âleme boşuna geldiğimiz manasına gelmez. O hâlde biz:<strong> “Kaderimde cennete veya cehenneme gideceğim belli iken bu dünyaya niçin gönderildik?&#8221; diyemeyiz. Zira âlemin yaratılmasındaki en yüce gaye, insanların cennete veya cehenneme gitmesi değil, Allah’a iman ve itaattir. Ve az önce saydığımız vazifeleri yapmaktır.</strong></p>
<p>Eğer insan bu âleme niçin geldiğini, bu kâinatın niçin böyle muhteşem bir şekilde yaratıldığını ve tüm bunlardaki ilahî maksatları bilseydi, elbette böyle manasız bir soru sormayacak, ilahî kaderin her şeyi bilmesinin bu saydığımız hikmetleri ve gayeleri yok etmeyeceğini anlayacaktı.</p>
<p>Hem insan küçük bir âlem olarak yaratılmıştır. Büyük âlemde tecelli eden bütün isimler, bir küçük âlem olan insanda da tecelli etmektedir. İnsanın yaratılışının bir sebebi de Allah’ın isimlerine yaptığı bu aynadarlıktır. Hatta diyebiliriz ki, şu koca âlemde ve meleklerde tecelli edemeyen isimler, şu küçücük insanda tecelli ederler.</p>
<p>Mesela insan günah işler ve af diler. Allah da onu affeder. İşte Allah’ın affetmesiyle insanda; Gafur, Afuv, Tevvab, Gufran gibi isimler tecelli etmektedir ki, bu isimler sadece insanda gözükebilir. Bu isimler dağlarda, denizlerde, güneşlerde, meleklerde tecelli edemez. Çünkü onlar günah işlemez.</p>
<p>Allah’ın böyle cemalî isimleri, sadece insanda tecelli edebileceği gibi, celalî bir çok isimde sadece insanda gözükebilir.</p>
<p>Mesela bir kul isyan eder ve Allah onu cezalandırır. İşte bu cezalandırmakta “Muntakim” ismi, onun kaçamayıp yakalanmasında “Vâcid” ismi, Allah’a karşı mağlup olmasında “Aziz” ismi, onu hesaba çekmesiyle “Hasib” ismi, onu alçaltmasıyla “Muzil” ve “Hafid” ismi ve daha birçok isimler o insanda tecelli eder ki, bu isimlere koca âlem aynadarlık yapamaz. Çünkü onlar isyan edemez. Bu isimler ise ancak isyan eden kulda tecelli edebilir.</p>
<p>O hâlde eğer isyan ederek cehenneme gidecek kullar bu âleme gönderilmeseydi, biraz önce saydığımız isimler ve daha onlar gibi onlarca isim asla tecelli edemeyecekti. Hâlbuki bu isimler de kendini tanıttırmak ve bildirmek istemektedirler. Hatta isyanın bir neticesi olan cehennem de, günahkâr kullar olmadığı için yaratılmayacak ve celalî isimler ahiret âleminde de gözükemeyecekti.</p>
<p>Demek cehenneme gideceği bilinen bir kulun bu âleme gelmemesini temenni etmek, bu âlemin, celalî isimlerin tecellisinden mahrum olmasını talep etmektir ki, bu talep kâinatın yaratılış maksadını bilmemenin bir neticesidir.</p>
<p>Hem bu soru sahibi şu hakikatı da unutmamalıdır. Tecrübeli bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri imtihana tabi tutmadan onlara not verip bir kısmını cezalandırıp bir kısmını mükâfatlandırsa, elbette ceza görecek olan öğrenciler öğretmene itiraz edip &#8220;Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz zayıf not almazdık.&#8221; diyerek öğretmeni suçlayacaklardı. Aynen öyle de Cenab-ı Hak bizleri şu dünya imtihanına sokmadan cennete veya cehenneme gönderse, o vakit cehenneme giden insanlar bu karara karşı çıkıp &#8220;Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz cehenneme gitmeyecektik.&#8221; diye itiraz edeceklerdi.</p>
<p><strong> Cenab-ı Hak ezelî ilmi ile bizim akıbetimizi bildiği hâlde bu neticeyi bizlere de bildirmek ve hesap gününde itiraza mahal bırakmamak için şu dünyayı bir imtihan yurdu olarak yaratmış, bizleri de bu âleme bir memur olarak göndermiştir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadereiman.com/kaderde-cennete-veya-cehenneme-gidecegimiz-belli-iken-nicin-bu-dunyaya-geliyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

