Kader değişir mi ?

 

Kader değişir mi?.. Bu soru, bir çok insanın cevabını vermekte zorlandığı bir sorudur.

Zira “kader değişir” dese; kader, Allah’ın ilminin bir unvanı olduğundan, “kaderin değişmesi” demek; Allah’ın ilminde bir artma veya eksilme manasına geleceğinden, mümkün değildir.

Mesela, Allah onun öleceğini bilirken ve öyle takdir etmişken, o kimse ölmese, yani kaderi değişse, bu takdirde Allah’ın ilminde bir değişiklik olmuş, Allah’ın bildiği bir şey gerçekleşmemiş, bilmediği bir şey gerçekleşmiş olur ki, bu da Allah’ın ilim sıfatında bir artma ve eksilmeyi netice verir; bunun ise Allah hakkında düşünülmesi doğru değildir.

Demek kaderin değişmesi, Allah’ın bildiği şeyin kaza edilmemesi yani yaratılmaması ve bilmediği bir şeyin meydana gelmesi manasına gelir ki, bu mümkün değildir. O halde kaderin değişmeyeceğine, Allah’ın bilgisine muhalif bir şeyin olamayacağına itikat etmemiz gerekir. Nitekim bu meseleyi “Ezeliyet” bahsinde incelemiştik.

İnsanın kaderini değil, fiilini değiştirmesi mümkündür. Bu da kaderi değil fiili değiştirmek anlamına gelir. Değiştirilen bu fiil her neyse, o da kaderdir. Bu dahi Allah’ın ilminde olup, kaderde aynı şekilde yazılmıştı. Yani kader levhasında “Falan adam filan işi yaptığı anda, fiilini değiştirip filan işe başladı.” yazılıydı. Çünkü Allah’ın ilmi ezeli olup, yapılan ve yapılacak her işi ve fiili bilir ve kader levhasında onu yazar.

Bu kısa izahtan sonra, şimdi “Kader değişir mi?” sorumuzun cevabına gelelim: Allah’ın iki farklı kader defteri vardır. Bunlardan bir tanesi: “Levh-i Mahv-ı İsbattır, diğeri ise “Levh-i Mahfuz”dur.

Levh-i Mahv-ı İspat denilen kader defteri; Cenab-ı Hakk’ın yazar - bozar bir tahtasıdır. Burada yazılı kadere, “muallâk kader” denilmektedir. Bu defterde yazılan her şey bazı şartlara bağlanmıştır ki, bu şartlar yerine getirilmezse, yazı kaza edilmez ve değişir.

Mesela, Levh-i Mahv-ı İsbat defterinde; falan kulun altmış sene yaşayacağı yazılmıştır. Ancak bu yazı, kulun sadaka verme şartına bağlanmıştır. Eğer o kul sadaka verirse, bu kadar yaşar, vermezse, daha az yaşar.1

Ya da ispat levhasındaki yazı şöyledir: Falanca kul, kalp ameliyatı olursa yetmiş sene yaşayacak, olmazsa altmış sene yaşayacak. Bu kul, hangi şartı yerine getirirse, o şartın neticesi kaza edilip, diğer yazı silinmektedir.

İşte sadakanın ömrü uzatması, belayı önlemesi gibi değişiklikler kaderin bu defterinde olmaktadır. Allah o kuluna bu defterde bir bela yazmış ve bu belanın gelmesini sadaka vermemesi şartına bağlamıştır. O kul sadaka verdiğinde, belanın şartı meydana gelmediğinden yazı silinir ve musibetin gelmesi o kul hakkında kaza edilmez. Nitekim Ra’d suresinin, 39. ayetinde Allah şöyle buyurmuştur:

“Allah dilediği şeyi mahveder, dilediğini sabit kılar. Kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz onun katındadır.”

Bu ayette belirtilen “Allah’ın dilediği şeyi mahvetmesi” yani, yaratmaması ile yapılan değişiklik, bu levhada olmaktadır. Demek bu ayet bize değişen kader levhası olan “Levh-i Mahv ve İsbat”tan haber vermektedir.

Kaderin bu levhasında değişiklik olurken ve bu defterdeki yazıların meydana gelmesi bazı şartlara bağlanmışken, kaderin diğer defteri olan “Levh-i Mahfuz”da ise hiçbir değişiklik olmamaktadır.

Yani misalimizdeki kulun, sadaka verip vermeyeceği, kalp ameliyatı olup olmayacağı, akraba ziyareti yapıp yapmayacağı gibi hususlar, Allah’ın ezeli ilmi ile bilindiğinden dolayı, Allah değişmeyecek en son neticeyi bu levhaya yazmıştır. Bu levha Allah’ın nihayetsiz ilminin bir tecelligâhıdır. Bu defterde yazılı kadere “mutlak kader” denmektedir.

Ancak burada “ilmin maluma tabi olması” kaidesini ve Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh olduğunu ifade eden “ezeliyet” sıfatını unutmamak gerekir. Yani Allah’ın bu bilgisi, bizi bir işe zorlamamakta, bilakis biz irademizle neyi yapacaksak Allah onu bilmektedir.

Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir:

Niçin iki tane kader levhası var? Yani, değişen ve şartlara bağlanan kader defterine ne gerek var?

Bu soruya iki açıdan cevap verilebilir:

Allah Teâlâ, kullarını hayırlara teşvik etmek için bu levhayı tanzim etmiştir. Kul, Allah’ın kendi hakkındaki ezeli takdirini ve değişmeyen kader defteri olan Levh-i Mahfuz’daki yazının ne olduğunu bilmediğinden, kaderin değişen bu levhasını dikkate alarak, bereketli bir ömre sahip olmak veya musibetleri def etmek gibi maksatlar için sadaka vermeğe, akraba ziyareti yapmaya ve diğer hayırlara koşar. Ve bu sayede sevap kazanır.

Allah Teâlâ, bu levha ile kullarını tembellikten kurtarmak ve hikmet dünyasında yaşadıkları için onları sebeplere yapışmaya teşvik etmek istemiştir. Bu sayede Allah’ın ezeli takdirinin ne olduğunu bilmeyen kul, daha uzun yaşamak için ameliyat olur, sağlıklı olmak için spor yapar, rızkı için çalışır. Yani kul şöyle düşünür:

Allah bana vereceği rızkı çalışmam şartına, ya da uzun ömrü ameliyat olmam şartına bağlamış olabilir. Ben bu yüzden sebeplere yapışarak vazifemi yapmalıyım, rızkım için çalışmalıyım, sağlığım için gerekeni yapmalıyım ve daha sonra neticeyi Allah’tan bekleyerek kısmetime razı olmalıyım.

İşte bu düşünceyle kul, sebeplere yapışarak tembellikten kurtulur.

1 Sadakanın ömrü uzatması ve belaları defetmesinin, kaderin değiştirmeyeceği hakikatiyle birlikte nasıl değerlendirileceği konusunu detaylı şekilde bir sonraki başlıkta inceleyeceğiz.